Sıcak Konular
recent

Davranışsal Ekonomi 101


Davranışsal ekonomi, hem iş hem de iş dışı yaşantımızda matematiksel olarak açıklayamadığımız, ama genel toplum davranış eğilimlerine baktığımızda anlamlı bulduğumuz birçok davranışımızı açıklar.

Son dönemde popülerliği ve destekçileri, geleneksel ekonomi teorisini desteskleyenlere göre artmıştır.

Başlıca kavramlarının üzerinden aşağıdaki şekilde geçebiliriz.



Prospect Theory/Beklenti Teorisi: Teorinin çıkış noktası insanların beklenen faydayı maksimize edememeleri gözlemine dayanmıştır.
100 tl kaybetmekten duyduğumuz acı 100 tl kazanmaktan aldığımız hazdan daha büyüktür bunun için
3 Temel varsayımı vardır:
*Kayıptan kaçınma, thaler ve kahneman tarafından, prospect theory öncesi sıkça üzerinde durulmuş, kanıtlarla desteklenmiştir. *Azalan hassasiyet zaten klasik beklenen fayda teorisinden çok farklı değildir.
*Olasılıklar: konusunda da şunu der kahneman ve tversky, insanlar küçük ihtimalleri gözlerinde büyütür, büyük ihtimalleri de azımsar.



Loss Aversion / Kayıptan Kaçınma: İnsanlar kazanmaya oranla kaybetmeye karşı çok daha duyarlı ve alerjik olduğumuzu savunan kavramdır. Örneğin yatırımlarımızda yaşadığımız 20%’lik bir kayip, bizde 20% lik bir kazançtan daha çok etki yapar.



Endowment Effect / Donanım Etkisi: Sahip olduklarımıza, olmadığımızdaki değerinden daha yüksek değerler biçeriz. Örneğin satın alırken değerinin 50 bin TL olduğunu bildiğimiz bir aracı 1 sene kullandıktan sonra daha yüksek bir fiyata 55 bin TL’ye satmak isteriz ve sebebi sadece finansal kazancı maksimize etmek değildir.



Stüko Yanılgısı / Status Quo Bias: Mevcut durumun değişmeden devam etmesini isteriz.

Satıcıların iade garantili satış yapmalarının sebebi; bizim “ donanım etkisi ve statüko yanılgımıza” güvenmeleridir. Galeride gördüğümüz ve arada kalarak satın aldığımız bir tabloyu duvarımızda gördüğümüzde; ürüne eskisinden daha çok bağlanırız.




Anchoring / Demirleme: Mevcut durumua dair yaptığımız analizler, bize verilen ilk bilgilere göre inşaa edilir. Örneğin 1000 TL’lik 3 televizyon gördükten sonra artık 900 TL’lik televizyon bizim için uygundur. Aynı şeyi otomobil markaları orta segment donanım satma hedefi ile, üst segment donanım fiyatlarını göstererek yaparlar.



Disposition Effect / Elden Çıkarma Eğilimi: Yatırımcıların ellerindeki mal ve hizmetlerin kağıt değeri yükseldiğinde çabuk elden çıkarmak istemesi ve düştüğünde tutma eğiliminde olmaları örnek gösterilebilir. Kazanç söz konusu olunca düşük, kayıp söz konusu olunca yüksek risk alma eğilimidir.




Belief Perseverance /  İnanç Azmi: Birşeye inanıldığında, karşı argümanlar ne kadar güçlü olursa olsun bu argümanları reddetmeye olan eğilimdir.



Confirmation Bias / Onay Yanılgısı: İlgisiz korelasyonlar arasında  bağlantı kurarak ilgileri onaylamaktır. Örneğin artış ve azalışları paralel olan 1985-200 yılları arasındaki VCR satışları ile HIV hastalığının ortaya çıkış adedi arasındaki korelasyon.




Gamblers Fallacy / Kumarbaz Yanılgısı:  Birbirinden bağımsız olayların birbirini etkilediği ve korele olarak yeniden gerçekleşeceği yanılgısıdır. Tesadufi bir olayın;naz önce olduğu için yine olacağına inanmak, az önce olduğu için olmayacağına inanmak, bir süredir olmadığı için yine olmayacağına inanmak, bir süredir olmadığı için artık olacağına inanmak şeklinde çeşitlendirilebilir. Örneğin; Rulette 2 kez kırmızı çıkması, bir sonraki topun siyahta duracağını göstermez; çünkü herbir olay birbirinden bağımsızdır.



Omission Bias / İzleme Yanılgısı: Olaylar karşısından sürece birebir dahil olmanın, olmadan izlemek ve aksiyon almadan izlemekten daha masum olduğuna inanmaktır. Örneğin; ertesi gün maç yapacağı rakibinin fıstık ezmesine alerjisi olduğunu bilerek; gelen fıstık ezmeli yemeği görüp sessiz kalmak veya kasten fıstık ezmeli yemek söylemenin farklı olduğu yanılgısı.



Availability Heuristic / Kestirme Yoldan Sonuca Ulaşma: Kişilerin herhangi bir konu hakkında tahminlerini istatiksel olarak sık olana göre değil de akıla daha kolay gelen, dikkat çekici, tabiri caizse sansasyonel sebeplere bağlamalarıdır. Örneğin; 1-2 ucak kazasinin medyada sikca yer almasinin ardindan havayolu ulasiminin cok guvenli olmadigi dusuncesinin insanlarin beyninde ister istemez olusmasidir. Oysa ki istatistiki olarak hava yolu ulasimi en guvenli ulasim bicimidir.



Non-regressive prediction: Şu ana kadar gerçekleşmeyen bir olayın, bu sebeple gerçekleşmeyeceğini öngörmek.

Mental Accounting/Zihinsel Muhasebe: Bireylerin kişisel fonlarını farklı biçimde sınıflandırdıklarını ve dolayısıyla harcama ve yatırım davranışlarında irrasyonel karar verme eğiliminde olduklarını ileri süren ekonomik bir kavramdır.
Örneğin; ev almak için para biriktirmeye devam eden birisinin, araba almak için kredi çektiğini düşünelim. Bu kişinin biriktirdiği paranın faiz getirisi, araba kredisinin faiz giderinden daha düşük olmasına rağmen kişi; yine de ev için biriktirdiği parayı, araba almak  için kullanmayı istemeyecektir. Bu durum, kişinin zihninde ev ve araba için iki ayrı hesap açması ve ev için biriktirdiği parayı, zihnindeki ev hesabında tutmasından kaynaklanmaktadır. Finansal açıdan rasyonel olmasa da kişi böylece harcamalarını veya yatırımlarını kolayca takip edebilmekte ve her harcamanın maliyetini veya faydasını ayrı ayrı karşılaştırabilmektedir.
Aynı şekilde Borsa’daki yatırımınızın 5000$ kaybetmesi ile cüzdanınızdan 5000$ çalınmasının, sizde yarattığı etkinin oldukça farklı olduğu aşikardır.



Framing Effect / Çerçeveleme: Bir problemi nasıl anlattığınıza göre karar vericilerin farklı kararlar vermelerine yol açma etkisi.
Aşağıdaki resim buna iyi bir örnektir:



*Örnek 2: Asya Hastalığı Problemi: 
Küçük bir kasabada "sağlık il müdürü" görevini de gören bir doktor olduğunuzu düşünün. Bir gün, yeni bir salgın hastalığınızın şehrinize yaklaşmakta olduğunu haber alıyorsunuz Konuyla ilgilenen uzmanlar, bu hastalığın 600 kışiyi öldürmesinin beklendiğini söylüyorlar, ve de önünüze salgınla mücadele etmek için 2 seçenek koyuyorlar. sizin göreviniz bunlardan birini seçmek:


  • a programını seçerseniz, 200 kışi kesin olarak kurtulacak.
  • b programını seçerseniz, 1/3 ihtimalle herkes (600 kişi) kurtulacak, ama 2/3 ihtimalle kimse kurtarılamayacak.


Soru bu şekilde sorulduğunda, deneklerin (ki hepsi tecrübeli pratisyen doktorlar arasından seçilmiş )%72'sı "a" programını tercih etmiş (200 kişinin kesin kurtulmasını), %28'i de daha riskli olan "b" programını tercih etmişler.

Aynı deneyi farklı deneklerle (yine hepsi pratisyen doktorlar arasından seçiliyor) tekrarlandığında ve soruda "kurtarmak" sözcüğü yerine "ölmek" sözcüğünü kullanıldığında, deneklere şöyle diyorlar:


  • c programını seçerseniz, 400 kişi ölecek.
  • d programını seçerseniz, 1/3 ihtimalle kimse ölmeyecek, 2/3 ihtimalle herkes ölecek.


Bu durumda deneklerin %78'i d programını, %22'si c programını tercih ediyor.

Dikkat ederseniz, a ve c programları tıpatip aynı. b ve d programları da tıpatıp aynı aslında. a'nın c'den, b'nin d'den tek farkı, "ölmek" yerine "kurtulmak" sözcüklerinin kullanılması. Yani görülüyor ki, insanlar "kurtulmak"tan bahsedince çok daha "risk averse" (risk sevmez), "ölmek"'ten bahsedilince çok daha "risk sever" oluyorlar, programlar arasında en ufak bir fark olmamasına rağmen. a/c programını destekleyenler "kurtulma"nın yerini "ölmek" alınca %72'den %22'ye düşuyor, b/d'yi seçenler ise %28'den %78'e çıkıyor. sorunun pozitif ("kurtarmak") ya da negatif ("ölmek") terimlerle ifade edilmesine bağlı olarak tercihler tamamıyla tepetaklak oluyor.


Daha detaylı bilgi için Duke Üniversitesindeki online eğitim programı ile Freakonomics isimli kitabı tavsiye edebilirim.
Çağrı KIRTELER

Çağrı KIRTELER

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.